2 Ekim 2011 Pazar

KUR’AN’IN MÛSİKÎ İLE OKUNMASI

 Kutsal kitapların sonuncusu olan Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli ilim dalları ile ilişkisi olduğu gibi mûsikî ilmi ile de açıkça görülebilen bir ilişkisi vardır. Kur'an, tecvid kâidelerine uymak kaydıyla, lahin (melodi, ezgi) ve mûsikî unsurlarına yer verilmeksizin düz bir okuyuşla okunabileceği gibi, belli bir makamın ses dizisini esas alarak serbest (ritimsiz) irticâlî (doğaçlama= tertîl) olarak müzik cümleleri ile de okunabilir.
Geniş çerçevedeki Kur’an mûsikîsi, tecvid kurallarının uygulanmasından doğan seslendirmedir. Fakat bu seslendirme mûsikî ilminin konusu olan müzikâl seslerden çok, Kur’an harflerinin ağızdan çıkış özellikleri, seslendirirken uzatılma süreleri, âyetlerin sonunda durma ve birbirine bağlanma kurallarını belirleyen nağmesiz bir ses uygulamasıdır. Mûsikî sanatının en belirgin özelliklerinden biri yukarda bahsi geçen sesle yapılan irticâlî bestelerdir. Dinî mûsikîmizdeki Kur'an tilâveti, mevlid, ezan, kâmet gibi türler bu şekilde okuyuş anında bestelenirler. Bu bakımından okuyucu aynı zamanda bir bestekâr konumunda olup ses güzelliği, mûsikî bilgisi ve beste yapma kabiliyeti başarısını etkileyen temel faktörlerden olacaktır. Ayrıca Kur'an okunmasında “fem-i muhsîn” olan üstaddan faydalanma ile mûsikî zevki ve kulağı olan öğrencinin bir kıraat tavrı oluşur. Mûsikî ilminde okuyuş tavrı, sesin rengi, müzik cümlelerinin benzerliği, makâm bilgisi, sesin güzelliği ve kabiliyet ile ders alınan hocanın tarzı ve edâsı öğrenciye etkili olur. Bu bakımdan gelenek olarak kıraat silsileleri halinde hocadan talebeye uzanan, yüzyıllar öncesinden günümüze kıraat halkaları oluşmuştur.
Bilindiği üzere Kur'ân-ı Kerîm’in güzel sesle okunması Hz. Peygamber tarafından öğütlenmiştir. “Kur’an’ı sesleriniz ile süsleyiniz”1 hadisi bunların en başta gelenidir. Yine sesi çok güzel olan sahabe Ebû Musa el-Eş’arî’yi bir gece dinledikten sonra “Ey Ebû Musa, âl-i Dâvûd mizmarlarından biri sana verilmiş”2 şeklinde ona iltifât etmiştir. Güzel sesi ile Kur'an’ı çok güzel okuyan Salim Mevlâ Huzeyfe için ise “Ümmetimden böyle bir kimse bulunduran Allah’a hamdolsun”3 buyurmuştur. Peygamberimiz Kur’an’ın güzel okumasını hep teşvik ederek her şeyin bir süsü olduğunu Kur’an’nın da süsünün güzel ses olduğunu ifade etmiştir. Tüm bunlar ışığında Kur’an’ı okuyan kimsenin sesleri tanıma ve ölçülü kullanma ilmi olan mûsikî ilmini ciddi bir şekilde öğrenmesi gerekir.
Mûsikî, Kur’an’ın tilâvetinde bir vasıtadır. Fakat bu vasıtanın en güzel ve verimli bir şekilde kullanılması gayeye ulaşmak için mutlaka gereklidir. Kur’an’ın mucizevî oluşu ne kadar edebî bir estetik arz etse de, mûsikî ile kıraati de o derece estetik bir uygulanış titizliğini gerektirir.
Kur’an’ı her millet kendi mûsikî tarzına göre icrâ ile okumuştur. Nasıl ki bir Arab’ın İstanbul tavrı mûsikî cümleleri ile Kur’an’ı seslendirmesi hayli zor ise, başka milletlerin de Arap mûsikîsinin nağmeleri ile seslendirmesi o ölçüde zor olacaktır. Bundan dolayı her milletin kendi mûsikîsi ile okumaları en uygun olandır.
Kur’an okunuşunda dindışı mûsikî üslûbuna sapmadan, bu duyguyu vermeden zahidâne bir tavır esas alınmalıdır. Kur’an’ın bir beste ile okunmasının ilk örneği tâbiîn döneminde görülür. İbn Kuteybe’ye göre bunu ilk yapan İbn Ebi Bekrâ Kur’an’ı hüzünlü bir tarzda okumakla birlikte şarkıya asla benzetmezdi. Sonradan bu tarzı torunu Abdullah b. Ömer b. Abdullah devam ettirmiş ve bu tarz okuyuşa “İbn Ömer kıraatı” denmiştir.4
Hz. Peygamber ve ashabının Kur’an okuyuş tarzı “tercî” üzerine idi. Tercî, Kur’an okurken yahut beste söylerken sesi çeneyi sallayarak değil, boğazda titreterek nağmelendirme olup, Hz. Peygamber medlerin hakkını vererek, fakat güzel nağmelerle medleri tercî yapmadan okurdu. Hz. Peygamberin okuyuşunda “tertîl” makâm dizeleri ile okuma esastı. Burada dikkat edilmesi gereken husus daha önceden bestelenmiş belli bir şarkının melodisini medleri hiçe sayarak Kur’an ayetlerine uydurmak yerine o anda içten geldiği gibi yani irticâlî olarak bir makamın seyrini medlere dikkat ederek uzatıp, ritimsiz şekilde okumaktır. Bu tarzda okuyuş adeta sesle yapılan bir taksim gibidir. Bu taksimde makâmın seslerine giriş, daha sonra meyân, yani yan makâmlara geçki, tiz perdelere çıkış, sonra da başlanan makâm ve perdeye dönüş yapılır. Bu durum edebi bir komposizyondaki giriş, gelişme ve sonuç bölümleri gibi anlaşılmalıdır. Özellikle med harflerinde dikkat edilmesi gereken husus, med hangi türden olursa olsun sesi titretmeden, kesmeler yapmadan, arada nefes almadan gırtlak nağmeleri yapmadan düz bir okuyuşla okunmasıdır. Bu uzatma yavaş okuyuşta birlik, ikilik ve dörtlük değerindeki notalarla, hızlı okumada ise meddi tabiîde en fazla sekizlik değerindeki notalarla uygulanmalıdır. Bu bakımdan mûsikîmizin nağmeleri okuyuş sadelik arz ettiğinden Kur’an tilâvetine de uygundur.
İslâm dünyasında ilk dinî mûsikî uygulamaları Kur’an kıraati ve ilâhîler (zühdiyyât) idi. Bundan dolayı hafızlar ile ilâhî okuyan mutasavvıflar iki önemli alanın temsilcileri olmuşlardır. Zaman zaman bu konuda sıkıntılar da ortaya çıkmıştır. Emevîer ve Abbasîler döneminde yapılan içkili ve rakslı mûsikînin nağmelerini Kur'an’a adapte eden veya Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarının okundukları melodi tarzlarıyla Kur’an okuyanlar ortaya çıkmışlardır. Böyle önceden yapılan bestenin Kur’an kıraatine adapte edilmesi tecvid kurallarını zorlayacağından, dolayısı ile kıraatin de hoş olmayacağı göz önünde tutularak bu kıraatin uygun olmayacağı bilinmelidir. Yine Kur’an’ı batılılar ve hıristiyanların oktavı yani on iki parçaya bölme sistemi ,İslâm âleminde kullanılmayan bir ses sistemi olup bu düzende yapılan bir okuyuş, tamamen batı müziği sesleri ve tavrını andıracaktır.
Kur’an’ı Arap müziği tavrıyla okumak mümkün olduğu gibi başka meleodilerle de okumak mümkündür. Hz. Ömer, Hişam b. Hakîm’in namaz kıldırırken Furkân sûresini değişik bir tavırla okumasından rahatsız olup onu Resûlullah’a götürür. Hz. Peygamber her ikisine de aynı ayetleri okutur ve ikisinin de okumasının doğru olduğunu belirtir. Kur’an’ın yedi ayrı tarzda okunabileceğini belirten bu hadis, hadis kaynaklarında bir çok kez zikredilmiştir.5
Kur’an Arap lahnı ile okunabileceği gibi milletimizin üslup ve gırtlak yapısına uygunluk arz etmesi açısından ve mûsikî yönüyle de milletimizin ses sistemine uygunluğundan dolayı kendi dil özelliklerimiz ile okumak en doğrusu olacaktır. Kur’an hangi milletin mûsikî tavrı ile okunursa okunsun kıraat ilminin mutlaka tahsil edilmesi şarttır. Ali Rıza Sağman “Hâfız Sâmî” adlı eserinde; “Kur’an okuma sanatına çalışmamış fakat iyi gazel okuyan biri Kur’an okumaya kalkışırsa Hz. Kur’an gazel derekesine indirilmiş olur. Hâfız Kemâl merhum mevlidde, gazelde, kasîdede son derece muvaffak olduğu halde iyi Kur’an okuyamazdı. Çarşambalı Hâfız Cemâl bilhassa ağır besteleri pek mükemmel okuduğu halde hiç gazel okuyamazdı. Büyük üstad Hâfız Osman gazel, şarkı ve mevlidi herkesin bildi bir tarzı ekmeliyette okuduğu hale Kur’an okumaya ağzı yatmazdı. Kur’an okumak öyle ince öyle derin ve köklü bir artistiktir ki, müzik âleminin başka kollarına ait belli başlı artistikler bunun yanında sönük kalır.” demektedir.6
Kur’an’ın bilinçsiz okunması tonalite ve fonetik konularına önem vermemek kupkuru bir kıraat olup, tecvitte ifrât da bununla aynı mesabededir. Tecvit ilmine, güzel sese kıraat bilgilerine sahip bir okuyucunun mûsikî sanatının inceliklerini de bunlara katması gereklidir. Bunun yanında Kur’an tilâvetinde uygun makâmları da bilmek daha güzel olacaktır. Acemşirân, Acemkürdî, Hicâz, Hüseynî, Hüzzâm, Müstear, Nihâvent, Rast, Sabâ, Segâh, Hüseynî Kur’an okumak için uygun makamlar olmakla beraber, Hicâzkâr, Karciğâr, Kürdîlihicâzkâr, Şedd-i Araban gibi makamlar bu Kur’an için uygun olmayabilir.
Sesin kullanımı ise çok uygulama isteyen, ses güzelliği ve kabiliyeti gerektiren diğer önemli konudur. Bir mecliste başlanılan ses akordunu takip etmek programın sonunda aynı akortta kalabilmek büyük hüner ve tecrübe ister. Kur’an okuyan, sesi hangi akort içi uygunsa o akortta okumayı tercih etmelidir. Fakat yinede başlangıçta istediği tonda başlayamayan okuyucu çeşitli makam seyirlerini dolaşarak, detone olmadan uygun akordu bulabilir. Kur’an okunmasına uygun olmayan makâmların bilinmesi, medlerde sesi titretip gırtlak nağmeleri yapma, sesi sürekli çok hafif veya çok kuvvetli kullanarak nüanslara dikkat etmemek gibi hususlara aldırış etmeden yapılacak bir kıraatın dinleyenler üzerinde olumsuz etkisini yok etmek için, Kur’an kârîsi mutlaka iyi bir mûsikî bilgisine sahip olmalıdır.

*Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

DİPNOTLAR
1) Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’an” 19; “Tevhîd” 32.
2) Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’an” 31; Müslim, “Müsâfirûn” 235.
3) İbn Mâce, “Sünen” I, 425.
4) Tayyib Okiç, Kur'ân-ı Kerîm’in Üslûb ve Kıraatı, Ankara 1963, s. 19.
5) Buhârî, Tecrîd, VII, s. 316.
6) Ali Rıza Sağman, Meşhur Hâfız Sâmî, İstanbul 1947, s. 56-57

Yrd. Doç. Dr. Nuri UYGUN*

http://www.dinvehayatdergisi.com/kuranyazi12.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder